..




Konusu:

Daha az çalışmak, daha iyi yaşamak anlamına gelir mi?


Yazar Rumuzu: yukselensare2002
Eser Sıra Numarası: 140220eser21



                                    

                                                      ÇALIŞMANIN DOZU

     Toplumların var olduğu her dönemde az çalışmayı, çok çalışmayı hatta hiç çalışmamayı savunan kitleler varlığını sürdürmüştür. Ülkelerin ve toplumların gelişmesinde önemli rol oynayan “çalışmak” etkeni, daima farklı yorumlanmış ve fikir ayrılıklarına yol açmıştır. İnsanlar bu konuyu tartışırken de özellikle çok çalışkan olarak gösterilen, teknoloji ve yaşam standartlarının yüksek olduğu toplumları örnek vererek görüşlerini desteklemişlerdir. Bazıları da haftalık çalışma saatlerinin az olduğu ülkelerin daha kaliteli ve mutlu yaşadığını öne sürerek az çalışmanın daha iyi yaşamak anlamına geldiğini iddia etmişlerdir.

Az çalışmanın daha iyi yaşamak olup olmadığını yorumlamak için öncelikle öznel kavram ve durumları açıklığa kavuşturmalıyız. Çalışmak eyleminin kavramsallığı insandan insana farklı yorumlar kazanabilir.  Ancak insanlar eski zamanlardan beri yetersiz şartlarda çalışmaya mecbur tutulduğundan dolayı “çalışmak” kavramı çoğunluk için değişken olgusallıktan ziyade birkaç kalıplaşmış durumu olumsuzluk içerisinde ifade etmektedir. Bunu genel olarak çalışmayı sevmeyen toplumumuzu gözlemleyerek saptayabiliriz. Geleneklere bağlı olarak da değişebilen bu fikir, benim için ihtiyaç duyulan, istenen ve hedef haline getirilmiş herhangi bir şeyi elde etmek uğruna emek sarf etme durumunu ifade ediyor.
            
 Bu başlık altında çalışmanın ya da çalışmamanın sonucunda hayatımızın niteliğini ifade ettiği öne sürülen “iyi” kavramı tam olarak açıklanamaz. Neyin iyi olduğunu ya da olmadığını rahatlıkla söyleyebilirken iyinin net bir şekilde neyi ifade ettiğini söyleyemiyor olmamız iyi kavramının yansımasının zihinden zihne farklı olacağını bize kanıtlar. Bu yüzden iyi yaşamak, herkes tarafından farklı anlamlandırılacaktır. Biraz önce de söylediğim gibi iyi yaşamak kimisi için mutluluğu, kimisi için de yaşam standartlarının yüksek olmasını ifade ediyor.
Genellikle toplumun fikirlerini klişelerle yoğurup kalıplara sıkıştırmış kitlesi tarafından kabul görüp onaylanan, az çalışmanın daha iyi yaşamak anlamına geldiğini savunan fikir yapısı, günümüz yaşantısıyla pek çok alanda çatışmaktadır. İnsanoğlu daima bir şeyleri arzular ve onu elde etmeden refaha eremez. Filozof Jacques Lacan’ın “Objet Petit a” olarak ele aldığı, “Arzumun Eksik Nesnesi” şeklinde dilimize çevrilen kuramın temelinde insanın daima istemesi yatmaktadır. Böylelikle insan, arzuladığı şeyi elde etmek için yoğun bir çaba göstermek zorunda kalıyor. Fikrimce bu çalışmaktır. Çabamız belli bir sınırın altına düştüğünde ise hedefimize ulaşmak için kat etmemiz gereken yol hem gözümüzde hem de eylemde büyüyor. Bunu bir defa tecrübe eden bir insan sonrasında o sınırın altına düşmemesi gerektiğini bilerek hareket ediyor.

Çoğunlukla patronlar ve kendi işinin sahibi olan insanlar tarafından kabul gören, çok çalışmanın daha iyi yaşamak anlamına geldiğini savunan fikir ise akıllara yatmasa da az çalışmaya kıyasla daha mantıklı görülüyor. Durumun böyle olması yadırganmamalı. Çünkü büyük hedefleri olan kişilere anlatılan fablda çok çalışan karınca hayatını refaha erdirmişti. Çalışmanın insan hayatını olumlu yönde etkilediği bilimsel olarak da kanıtlandı. Hatta yapılan araştırmalara göre özellikle kadınlarda bir işte çalışan kesim bir işte çalışmayanlara göre daha mutlu ve ruhsal olarak daha sağlıklı. Bazı insanlar da dozunu kaçırıp fazla çalışmanın daha fazla mutluluğa sebep olacağını düşünmeye başladı. Ancak şöyle bir durum var: Karınca çok değil, yeterli ve verimli çalışmıştı.
             
Kişiyi en iyi kendisi tanır. Ne yapmak istediğini, neyle ve nasıl mutlu olduğunu en iyi kendisi bilir. Bu durumda ne kadar çalışması gerektiğini de en iyi kendisi bilmelidir. Çünkü her insanın kapasitesi birbirinden farklıdır ve her insan farklı sürelerde verim alır. Kalıplaşmış programlara göre çalışmak bazıları için iyi olabilir ancak çoğunlukla insanın kendisine verdiği bir zarardır. Çalışmamızın dozunu çok ya da az olarak ayarlamak yerine en iyi verim aldığımız dozu kendimiz belirleyip o çerçeve göre çalışmalıyız. Verilecek ilaç dozunun bünyeye bağlı olarak farklılık göstermesiyle benzer bir durumdur bu. En basit örneği verecek olursak; öğrenciler rehberlik servisine gidip öğretmenlerinden çalışma programı istediğinde öğretmen, her öğrenci için özel program oluşturuyor. Bu öylesine bir durum değil, psikolojik ve anatomik bir gerçek.
             
Bazen bizden daha fazla çalışan insanları görüp karamsarlığa kapıldığımız olur. Rekabetten oluşan günümüz sistemlerinde bu sıkça rastlanan bir durumdur. Hangi dalda olursa olsun hedefimize ulaşmak için bir rekabet içine girip başarılı çıkmamız gerekir. Dayatılan fikirlerden olsa gerek, normalden fazla çalışan kişilerin bizi yeneceğini düşünürüz. Ancak durum az önce de bahsettiğim gibi kapasiteye bağlı. O kişinin yirmi dört saatte elde ettiği verimi biz dört saatte elde edebiliriz. Başarı dört etkene bağlıdır. Verimli çalışma, öz güven, mutluluk ve istikrar. Verimli çalışan insan öz güven ve mutluluğa vicdanen sahip olabiliyor. İstikrar ise hedefimize ulaşmayı gerçekten istiyorsak kendiliğinden gelecektir.
            
 Çok ya da az çalışmak değildir mesele. Asıl mesele insanın kendisinden emin olup sınırlarını ayarlayabilmesidir. Hedefine ulaşmak için gerekli olan verimi kendisi bilir ve ayarlar. Karınca çok değil verimli çalıştı, böylece kışı “iyi” geçirdi.