..




Konusu:

Daha az çalışmak, daha iyi yaşamak anlamına gelir mi?


Yazar Rumuzu: özgün0419
Eser Sıra Numarası: 130220eser13



                                                              ZİNCİR

     Çalıştık… Akıllı evlerde oturmak, lüks arabalara sahip olmak için. Çalıştık… En pahalı mobilyayı alıp bir kenarı çizilince yedi gün yas tutmak için. Fakat hiç bilemedik koltuklarımızı dost sohbetiyle eskitmeyi. Hiç bilemedik kafamıza estiğinde seyahate çıkmayı, dünyayı keşfetmeyi. Unuttuk çünkü asıl özgürlüğü. Belki de hiç bilemedik. Çünkü her sabah hayatımızın anlamını, manevi değerini, hayattaki tutkumuzu, yapmak istediğimiz işi bulamayışımızın yarattığı o boşluk hissi ile gözlerimizi araladık. Binbir zahmetle hazırlanıp sevmediğimiz bir işte akşama kadar çalıştık. Sonra para kazandık. O parayla o an için o boşluk hissinin içini doldurabileceğimiz şeyler satın aldık. Yetmedi daha çok aldık. Tükettik de tükettik. Öyle bir boşluktu ki çünkü bu; en pahalı kıyafetler, mobilyalar, elektronik eşyalar bile dolduramadı. Borçlandık ve bu yaşama mecbur hale geldik. Sonunda öyle bir şekilde sıkışıp kaldık ki bu mecburiyetler arasında nefes almakta bile güçlük çektik. Kin tutan, birbirini sevmeyen, her şeye şikâyet eden, sevdiklerimizi unutan, kendimizi unutan, hatırlamayan, mutsuz insanlara dönüştük. 

Aslında bu zincirin başında, sevmediğimiz bir işte o kadar saat ne uğruna çalıştığımızı bile bilmeden yaşamak vardı belki de ama biz bunun farkına varamadık. Kimi zaman fark eder gibi olduk fakat bundan yakınamadık bile çünkü bu zinciri başta biz oluşturduk. Bu döngüye gözlerimiz kapalı kendimiz girdik. Sonra belki de en çok yaşamamız gereken yaşları pişmanlık duyan adamlar, kadınlar olarak geçirdik. Kısacası hayatımızı makul bile olmayan fiyatlara satıp buna çalışmak hatta yaşamak için çalışmak dedik. 

Çalışmak yani üretmek şüphesiz yaşamın önemli bir parçası. Çünkü insan ihtiyacı olanı ancak üreterek karşılar. İnsan üretmeseydi şu zamandaki olanaklara elbet sahip olamazdı. Ancak öyle bir düzen oluşturduk ki biz insanlar, çalışmayı araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirdik. Keşke bıraksaydık da iş yalnızca iş olarak kalsaydı. Zincirlerimizden kurtulsaydık da bu uğurda saçlarımızı bile feda etmeseydik. Peki sevdiğimiz işi yapsaydık her şey daha mı farklı olurdu? Evet, çok daha farklı olurdu. Yapılan sayısız araştırmalar sevdiği işte çalışan kişilerin yaşamlarından daha çok memnun olduğunu göstermiştir. Önemli olan sevdiğimiz bir işle uğraşırken yük taşıyor gibi hissetmememiz. O zaman o işi en iyi yapan biz oluruz. Martin Luther King, Jr. “Hayatınızı hangi işten kazanıyor olursanız olun bu işi en iyi şekilde yapın. O kadar iyi yapın ki aynı işi ölü, diri hatta henüz doğmamışlar dahi sizin kadar iyi yapamasın.” sözüyle bize verimli çalışmanın özünü de vermiştir.
Çalışmanın özünü para kazanmak yerine zevk almaya dönüştürebildiğinde insan, mutluluğun da kapısı aralanmış olur. Bilimle uğraşmak isteyen bir kişinin finans, para ile ilgili bir işte çalışması bir zindandan zincirlere bağlanmaktan beter olmalıdır. Oysa sevdiğimiz her iş bize gerçek özgürlüğün fırsatını yaratır ve zaman bizim için eziyet olmaktan çıkar. Konfüçyüs ‘ün de dediği gibi “ Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.”

 İşe gitmek üzere evden çıktığımızda seher yelinin ılık esintisini yüzümüzde hissedince hele bir de hava açıksa gökyüzüne bakar, gökyüzünün mavi olduğunu görünce bile içimizi sebepsiz bir sıcaklık sarardı. Sonra vaktimiz de varsa manzarası güzel olan bir yerde çay içerken geleceğe dair bir takım hayaller kurardık. Peki ya şu an ne oluyor? Günlük hayatın hengâmesinden göğün mavi veya siyah olmasına, ılık bir rüzgâr esip esmemesine aldırış bile etmiyoruz. Boş bir telaş içinde koşturuyoruz. Ne hayallerimiz ne de gelecek ile ilgili beklentilerimiz var artık. Tutkusu tiyatro olan birinin sahnesiyle, resim olan birinin çizimleriyle, yazmak olan birinin yazılarıyla saygı görmesinin yanında para kazanıp hayatını sürdürebilmesi kadar büyük bir mutluluk hiç yaşamadık bile.  Oysa yaşamak için beynini, bedenini, en kıymetli zamanlarını satan ben, biz değil miydik? Sonucunda ulaştığımız öyle veya böyle tok bir karın, başını sokacak bir ev, giyilecek kıyafetlerdi. 

Hangimiz kabul ettik ilk başta bunların en lüksüne sahip olmak karşılığında her gün küfürler ederek uyanmayı? Yılın üç yüz elli günden fazlasını yıllık iznimizin gelmesi için yaşayacağımızı? Bütün günü işten çıkış saatimizi iple çekerek geçirmeyi? Peki yapılan araştırmalar bu zincirin hangi tarafında? Araştırmalar yaratıcı yeteneklerini sürekli olarak kullanan kişilerin günde ortalama altı saatten fazla üretken olamayacağını açıkça gözler önüne seriyor. Ondandır ki yorgun cerrahların hata yapmaya, en değerli projelerde mühendislerin küçük ayrıntıları kaçırmaya daha yatkın oldukları gerçeği.
Bilmeliyiz ki gerçek bir serbest zaman bizim için ne lüks ne de bir kusurdur. Bedenimiz için su ne ise beynimiz için de serbest zaman bu denli hayati önem taşır. Ölüm döşeğindeyken herkes “Keşke ofiste biraz daha çalışsaydım.” yerine; “Öğrenecek, keşfedecek, yaşayacak milyonlarca şey olan bu hayatta biraz da yaşasaydım!” ve daha çok “Hayat çok güzel, diyebilseydim.” der. 

Bazı şeyleri keşke öğrenebilseydik… Özellikle çalışmak için yaşamayı değil, yaşamak için çalışmayı. Keşkelerden sıyrılmış, isteklerine göre şekillenmiş bir hayat sürmek, geçmişe kısa bir yolculuk yaptığında iyi ki dediklerinle mutluluğu yaşamak… Bütün çabamız daha çok mutluluk için olmalı.