..




Konusu:

Daha az çalışmak, daha iyi yaşamak anlamına gelir mi?


Yazar Rumuzu: Nazım1903
Eser Sıra Numarası: 130220eser02



                                                 NİTELİKLİ AYLAKLIK

     Yaşam bizlere sunulmuş en büyük hediyedir, her şeyden üstün en büyük değerdir. Yaşamdan zevk almak ,daha iyi yaşamak istiyorsak ona değer vermesini bilmemiz gerekir.Peki daha iyi yaşayabilmek için neler yapıyoruz? Çok mu çalışıyoruz?Çok çalışarak yaşam standardımızı yükseltmeye mi çalışıyoruz? Yaşam  standardımızı yükselterek yaşam kalitemizi  arttırıp mutluluğu yakalayabiliyor muyuz peki?

Hepimizin çalışmak için türlü türlü sebepleri var. Evet , çalışıyoruz . Hem  de kendimizi tüketircesine çalışıyoruz.Peki bu kadar çok çalışmak beraberinde neler getiriyor?Para mı , mutluluk mu, huzur mu?Aslında varlığımızı tüketircesine çalışmanın yaptığı sağlığımızı mahvedip , değerli zamanımızı tüketip, çevremizi daraltıp bizi gerçek yaşamdan yoksun bırakmasıdır.Unutmayalım ki  ‘’yaşam standardı ‘’ ile ‘’yaşam kalitesi’’ bambaşka şeylerdir.Yaşam standardı ortalama insan itiyaçlarına bağlıyken yaşam kalitesi insanın yaşadığı hayatın verimliliğine bağlıdır.Bu kalite kişinin kendini geliştirmesine,kişisel yaşamını zenginleştirmesine,hedeflerine varması ile ilgilidir.Peki ülkemizde çalışma yaşının 15'e düşmüş olması ve 25-64 yaş aralığı yetişkinlerin sadece yüzde otuz altısının  lise mezunu olması , bu kişilerin büyük kısmının günde 12 saat veya üstü çalışması yaşam kalitelerini ne kadar olumlu yönde etkileyebilir?

Yaşamak için  bir iş sahibi olmamız gerekiyor elbette ;fakat ekonomik sistemimizde çalışma kavramını yanlış yorumluyoruz.Çalışmak hayatımızı kazandırır;fakat çok çalışmak bize daha iyi yaşamanın kapılarını açmaz.Şu da bir gerçek ki insanlar günümüzde‘’Tüketiyorum o halde  varım‘’görüşünden hareketle ihtiyacından fazlasını tüketmeye özendiriliyor.Bizlere  görsel medya üzerinden adeta gözümüze sokarcasına ürünlerin baş döndürücü birçok reklamı yapılarak,bizleri cezbedip onlara sahip olmamızı,onları tüketmemizi istiyorlar.Bu noktada daha çok para kazanması, daha çok tüketmesi gerektiğini düşünen insan daha çok çalışırken kendisini de yok edercesine tüketiyor.
             
Oysa ki varlığımızı tüketircesine çalışmaya mecbur değiliz.Yaşamda gerçek kalite dünya nimetlerinden değil,düşünce nimetlerinden yararlanmakla başlar.Hüseyin Cahit Yalçın ‘’ Hayat-ı Muhayyel ‘’ adlı eserinde şöyle der: ‘’ Tarlada çift  sürerken bile öküzlerimizi bir ağacın gölgesinde dinlendirerek otların üzerine uzanır,bir felsefe kitabını incelemeye,bir şiir degisini,bir romanı okumaya vakit bulurduk.’’ Rasyonalizmin kurucusu Descartes’ın ‘’ Düşünüyorum , o halde varım.’’ sözünden yola çıkarsak ‘’ öğrenme,düşünme,bilme ‘’ yaşamın en anlamlı ve en önde giden etkinliklerinden olmalı.Yaşamımızın kültürel temelini oluşturabilmek için çok çalışmaya değil daha az çalışırken yaşamımızı nitelikli hale getirmeye ihtiyacımız var.Ancak bu şekilde mutlu olabiliriz.  Çalışma sözcüğünün Fransızcası travail  ‘’zahmetli iş,acı veren iş ‘’ anlamına geliyor.Yani bir tür işkence içeriyor.Kelimenin bu anlama gelmesi de sizce bir ironi değil midir?Eskiçağ Atina’sında çalışma kölelere özgü,aşağılık bir uğraş olarak sayılırmış.Özgür insan bedensel devinimlerden,zekaoyunlarından başka bir şey bilmezmiş.Gelgelelim günümüzde ter dökmeden yaşamanın olanağı yok.Elbette ki tembelliği övmüyoruz;fakat insanı insanlıktan çıkaran aşırı çalışma  bireyi ve toplumu yoksullaştırır,bireyi modern bir köleye dönüştürür.Neyin kölesi ? Bundan yüz yıllarca önce bulduğu paranın kölesi.Schopenhauer  ‘’ Para deniz suyu gibidir , ne kadar çok içerseniz susuzluğunuz o kadar artar.’’ sözüyle dikkat çekicidir.Para hırsı beraberinde düşünsel ve kültürel yoksunluğu da getiriyor.Kapitalist üretimin acımasız yasası budur işte:Toplumsal zenginliği arttırmak için çalışın; çalışın ki daha da yoksullaşarak  ‘’ daha çok çalışmak ve yoksullaşmak için ‘’  birtakım nedenleriniz olsun.
           
 İşte bu sebeplerle daha iyi yaşamak ve mutlu olabilmek  sahip olduğumuz ekonomik düzeyden çok kültürel düzeyimize bağlıdır.Bunun için de varlığımızı tüketircesine çalışmaya değil daha az çalışırken nitelikli bir aylaklık zamanına, kendimizi düşünce nimetleriyle donatmaya ve geliştirmeye ihtiyacımız var.