..




Konusu:

Daha az çalışmak, daha iyi yaşamak anlamına gelir mi?


Yazar Rumuzu: kivi1406
Eser Sıra Numarası: 120220eser09



                                           KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK 

       Daha az çalışmanın, daha iyi yaşamak anlamına gelip gelmediğine karar vermek için; öncelikle “iyi yaşamanın” neyi ifade ettiğini anlamlandırmamız gerektiğini düşünüyorum.
Felsefi olarak ele alırsak karşımıza çok farklı görüşler gelecektir. Erdemli yaşamak, ahlaka uygun yaşamak,hazlarımız doğrultusunda yaşamak, yahut iç güdülerimize ayak uydurarak yaşamak gibi çeşitli fikirler; iyi yaşama amacına ulaşmada belirli haritalardır. Ancak felsefi görüşler öznellik esaslı olduğu için, daha çok genelgeçer bir cevap arıyorsak; hem akla hem genel kavrayışa hem de bilime başvurmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu hususta da bilimin psikoloji dalı bize öncülük etmelidir. 

Psikoloji, insanların ihtiyaçlarını karşılayabildiği yaşamı, iyi yaşamak olarak değerlendiriyor. İhtiyaçlarımızın ne olduğuna bakacak olursak eğer; Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un meşhur “ihtiyaçlar piramidi” bunu çok güzel açıklar. Piramidin tabanını fizyolojik ihtiyaçlar oluşturur. Ve bu ihtiyaçlar herkes için geçerlidir. Piramidi oluşturken nasıl tabanı hazırlamadan zirveyi inşa edemezsek, Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde de zirveye ulaşmak için tabandaki fizyolojik ihtiyacı karşılamak zorunludur. Tabandaki zorunlu ihtiyaçtan sonra güvenlik ihtiyacı, daha sonra ait olma ve sevgi ihtiyacı ardından da değer ihtiyacı gelmektedir. piramidin zirvesinde ise kendini gerçekleştirmek vardır. Alttaki fizyolojik ihtiyaçlar giderilmediği takdirde üsttekiler önemini yitiriyor. Bu fizyolojik ihtiyaçları sağlamak için de çalışmak gerekiyor. 

Yoksulluğun fazla olduğu gelişmemiş bazı ülkelerde fizyolojik ihtiyaçları karşılamak için köle gibi çalışabiliyorsunuz. Ancak piramidin üstündeki ihtiyaçlar eksik kaldığında da insan gibi hissettiğiniz söylenemez.

 Çalışmak eyleminin en alttan en üste kadar ihtiyaçları karşılamada para kaynağı açısından çok büyük bir önemi var. Bunun yanında çalışmak, insanın bir işe yaradığını hissetmesi, üretkenliğini fark etmesi, topluma ve çalıştığı ortama ait hissetmesi, üst ihtiyaçlarına hitap ediyor. Peki bu çalışma seviyesini azaltarak bütün piramidi sağlamak mümkün müdür?
Kendi kanaatimce; akılcı ve adilce olan planlamalarla bunu başarabiliriz. Küreselleşmede  teknolojinin çok büyük bir güç ve yardımcı olarak görülmesi, bizim de hedefimizin en önemli kaynağını oluşturmaktadır. Her şeyi verimli şekilde üretebilen makineler, halkın ihtiyacını çok hızlı karşılayacak robotlar, yüksek verimli fabrikalar ve enerji sistemleri gibi bir çok yatırım yapabiliriz. Bu yatırımlardan elde ettiğimiz gelir kaynağını ise  toplumda adil bir şekilde paylaşmalıyız. Böylece hem toplum tabakalaşmasını engellemiş hem de evsizliği, işsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldırmış oluruz. 

Çalışma saatlerimizi azaltmak için daha çok çalışmalı ve buna değer katmalıyız. Hedefimiz nicelik değil nitelik olmalıdır. Çalıştığımız işe değer kattıkça biz de değerli hissedeceğiz. Bu sistemle beraber daha az vakitte daha çok iş başarabiliriz. Çalışma saatlerimiz azaldığı için kendimize daha çok vakit ayırabiliriz. Bu vakitte ise bahsettiğim piramidin üst basamaklarını gerçekleştirebiliriz. Kendimize vakit ayırabilir, sevdiklerimizle zaman geçirebilir, gezmek istediğimiz yerlere seyahatler düzenleyebilir, yeni lezzetler tadabilir; müzeleri, sanat galerilerini gezebiliriz. Demem odur ki, insanın kendini keşfedebileceği ortam zaten kent tarafından sağlanmış oluyor. Bu nedendendir ki çoğu Batı ve Orta Avrupa ülkelerinde daha az çalışmak daha iyi bir yaşamı beraberinde getiriyor.  Haftalık çalışma saatleri az olan bireyler kendilerine özellikle kültürel alanda katkı sağlayabiliyorlar. 

Bunun yanında çalışmayı sadece “iş” olarak değerlendirmememiz gerektiğini düşünüyorum. Eğitim ve öğretimin verildiği okul kurumlarında da aynı şekilde daha az ders saatiyle daha nitelikli bir eğitim vermek mümkündür. Öğrencinin mental zekasını hedef alan eğitim, başarının da değerini arttıracaktır. Nitelikli öğrenciler, ileride nitelikli işçiyi de beraberinde getirecektir. 

Bütün bu iyi yaşama arzusuna ulaşırken unutulmaması gereken en önemli faktör, verimli bir çalışma planlanmasıdır. Bunun yanında özgürlükçü bir toplum esas alınmalıdır. Farklı bireylerin farklı kendini gerçekleştirme yolları vardır. Bunlara saygı duymalı ve bu ortamı bireylere sağlamalıyız. 

Bütün bu şartlar sağlandığında, daha az çalışmanın; daha iyi yaşamayı da beraberinde getireceğine inanıyorum.

Umarım bir gün Türkiye Cumhuriyeti de daha az çalışma ile daha iyi yaşayabilmeyi başarabilir.